Sınırımızdaki Çernobil: Metsamor Nükleer Santrali

Dünyanın iki süper gücünden birisi olan Sovyetler Birliği’nde 1986 yılında yaklaşık 40 bin kişinin ölümüne, binlerce kişinin sakat kalmasına ve milyarlarca dolarlık ekonomik kayba sebep olan Çernobil Nükleer Santrali kazası yaşandığı zaman kimse böyle bir şeyin olabileceğine ihtimal vermiyordu. Ancak, bu talihsiz kaza yaşanmış ve sadece Ukrayna değil, Türkiye de dahil tüm bölge bu kazanın etkilerine maruz kalmıştır. Bugün dahi bu etkiler varlığını sürdürmektedir. Çernobil Nükleer santrali ile aynı teknolojiye sahip olan ve sınırımızın hemen yanı başında faaliyet gösteren Metsamor Nükleer Santrali içinde bugün aynı tartışmalar yaşanmaktadır. Başta Avrupa Birliği olmak üzere bütün dünyanın tehlikeli saydığı ve bir an önce kapatılmasına çalıştığı Metsamor santrali Ermenistan tarafından halen inatla kullanılmaya devam edilmektedir. Hem de tüm bölge için tehlike arz eden bu santral Türkiye’den Çernobil gibi yüzlerce km uzaklıkta değil, hemen sınırımızın yanı başında Iğdır’dan sadece 16 km uzaklıkta bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) verilerine göre, 15 üzerinden 13 kritik not verilerek dünyadaki en tehlikeli iki nükleer santralden birisi sayılan Metsamor Nükleer Santrali, basınçlı su soğutmalı bir sistemle çalışan ve SSCB’nin en eski teknolojisi sayılan ilk nesil Sovyet teknolojisiyle dizayn edilmiş olan VVER-440 reaktörü ile çalışmaktadır. Bu sebeple Metsamor santrali sadece bir kaza geçirmesi durumunda bölgeye bir tehlike arz etmekle kalmamakta aynı zamanda su soğutma sistemiyle bölgenin su kaynaklarını da yoğun bir şekilde kirletmektedir.

Metsamor Nükleer Santrali eski teknolojiyle yapılmış olması sebebiyle soğutma sistemlerinden yer altı ve yer üstü sularını yoğun bir şekilde kirletmesi, eski teknoloji ürünü olması ve 1970’li yıllarda inşaa edildiği için kullanım ömrünü tamamlaması sebebiyle yüksek kaza riski taşıması dolayısıyla bölge için bir tehlike arzetmekle kalmamakta ve hem de Ağrı dağı fay hattı üzerinde bulunması sebebiyle sıkça depremlerin yaşandığı birinci dereceli deprem bölgesinde bulunması sebebiyle de ayrıca bir risk oluşturmaktadır. Bu sebeple bahsi geçen nükleer santralin kapatılması sadece bölge için değil ve hem de tüm insanlık için elzem bir hadisedir. Dolayısıyla bu makalenin de konusunu teşkil eden Metsamor Nükleer Santrali’nin yukarıda sıralanan ve aşağıda da geniş bir şekilde ayrıntısı verilecek olan sebeplerle kapatılması istenirken tamamiyle teknik sebeplerden dolayı santralin kapatılması önerilmektedir. Şu hususun iyice bilinmesi gerekir ki, Metsamor Nükleer Santrali’nin kapatılması hattı-zatında başka bir tartışmanın konusu olmakla beraber nükleer santral karşıtlığı veya Ermenista’a karşı bir argümanın kullanılması ile ilgili değildir. Tam tersi kendi anavatanlarında bugün kötü yaşam koşulları sebebiyle nüfusu 2 milyona düşmüş olan Ermenistan halkı için de son derece tehlike arzeden bu santralin kapatılması tamamen çevreci bir zihniyet ve bölge güvenliği kaygısından kaynaklanmaktadır.

Bilindiği gibi Çernobil Nükleer Santralinde 1986 yılında meydana gelen kaza neticesinde insan ve çevre sağlığına verilen korkun boyuttaki zararları Ukrayna Çevre Bakanı Dr. Yuri Şerbak, şu rakamlarla özetlemiştir. Bu kaza neticesinde; 38 kişinin hemen ölmüştür, 6000 kişinin kazayı takip eden aylarda yaşamını yitirmiştir, İlerleyen yıllarda bu rakam 40.000’e varmıştır, Binlerce insan sakat kalmıştır, Yüz binlerce insan başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıklara yakalanmıştır. Çernobil kazası sebebiyle başta Ukrayna, Moldova, Beyaz Rusya ve Rusya Federasyonu olmak üzere, Türkiye ve Kuzey Avrupa’da milyonlarca insan ve hayvan etkilenmiş, toprak kirlenmiştir. Felaketin ekonomik maliyeti ise yaklaşık 352 milyar dolar olarak belirtilmiştir.

Türkiye’den yüzlerce ve hatta binlerce km uzaklıkta yer alan depremden Türkiye önemli ölçüde etkilenmiştir. Şimdi söz konusu olan nükleer santral sınırımızın hemen yanı başındadır ve herhangi bir kaza veya sızıntı olması durumunda başta Iğdır olmak üzere Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgesi nükleer bulutların etkisi altında kalacaktır. Hele özellikle santralin hemen yanı başında olan Iğdır şehri tamamıyla yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır

Nükleer Santral Nedir?

Nükleer Santraller uranyum hammaddesi ile çalışırlar. Nükleer santraller radyoaktif atomların parçalanmasından elde edilen ısıyı kullanarak su buharı oluşturan ve jeneratör türbinlerini bu buharla çalıştırarak, elektrik enerjisi üreten santrallerdir. Nükleer santraller 1960'lı yılların başından itibaren tüm dünyada baş gösteren petrol krizi nedeniyle, nükleer teknolojiden elektrik enerjisi üretmek amacıyla kurulmaya başlanmıştır.

En Eski Teknoloji

Ermenice orijinal ismi Oktembryan olan ve bulunduğu ilçenin adıyla anılan Metsamor Nükleer Santrali, bugün dünyada bilinen en eski nükleer santral teknolojisiyle inşaa edilmiştir. Bu santral Türkiye ve dünya basınında son dönemlerde oldukça sıkça ve/fakat çok değişik isimlerle anılmaktadır. Doğru kullanışı “Metsamor” olan santral için basında “Metzamor”, “Medzamor” ve “Medsamor” gibi isimlerle de kullanılmaktadır.

İlk nesil (first-generation) Rus teknolojisiyle inşa edilen Metsamor Nükleer Santrali iki ayrı blok olarak inşaa edilen Metsamor-1 ve Metsamor-2 ünitelerinden oluşmaktadır. WWER (Pressurized Water Reactor) 440 V270 tipindeki Metsamor-1 ünitesi 240 MWe gücündedir. İnşaasına 1973 yılında başlanmış ve 28 Aralık 1976 yılında inşaası tamamlanarak işletime açılmıştır. WWER 440 V270 tipindeki Metsamor-2 ünitesi ise 400 MWe gücünde yapılmıştır. 1975 yılında inşaasına başlanan ikinci ünite 31 Aralık 1979 yılında tamamlanarak elektrik üretimine başlamıştır. Bugün  Metsamor Nükleer Santrali Ermenistan’ın elektrik enerjisi ihtiyacının yüzde 40’ını sağlamakla kalmamakta ve hem de Ermenistan’ın İran ve Gürcistan’a elektrik enerjisi ihracına da kaynak teşkil etmektedir.

Basınçlı su soğutmalı bir sistemle çalıştığı için “WWER” olarak anılan ve bu özelliği dolayısıyla eski teknoloji olması sebebiyle bugün dünyada artık kullanımından vazgeçilen bu teknoloji Metsamor Nükleer Santrali’nde bugün halen kullanılmaya devam etmekte ve bu özelliği dolayısıyla da kazalara karşı oldukça korumasız ve zayıf bir durumdadır. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumuna göre Metsamor dünyanın en tehlikeli santrallerindendir.

İki ayrı bloktan meydana gelen Metsamor Santrali 'WWER-440' tipli reaktörlerin ısı enerjisi üretim gücü 1375 MVt, elektrik enerjisi üretim gücü gücü 440 MVt’dir. Ancak santralde yılda ortalama 320-340 MVt elektrik enerjisi üretmektedir. Santralin trübün tipi ise 'K-220-44/3000'dir. 11,8 m yüksekliğinde olan reaktörün diametresi 4,27 m ve iç diametresi ise 3,56 m’dir. Yılda 14 ton uranyum tüketen bu reaktörlerin her birisinin ağırlığı ise 201 tondur.

Metsamor 1 ve Metsamor 2 isimli iki reaktörden oluşan santral sırasıyla 1976 ve 1979 yılları içerisinde işletime verilmiştir. VVER 440/V270 tipli bu santraller Bulgaristan’daki Kozlodu Nükleer Santrali tipinde inşaa edilmiştir. Rihter ölçeğine göre en fazla 8 şiddetindeki depremlere göre inşa edilen santralin bulunduğu bölge 9 şiddetinde depremlere açık bir bölge durumundadır.

Metsamor’da Yaşanan Kazalar...

Metsamor Nükleer Santrali kurulduğundan bu yana birçok kaza yaşanmıştır. Toplam 5 büyük ve 150’den fazla da küçük kazanın yaşandığı Metsamor’da ilk kaza 1982 yılında meydana gelmiştir. Birinci bloktaki jeneratörün patlaması ve ardından da bağlantı kablolarının yanmasıyla başlayan kazada çok büyük bir risk atlatılmıştır. Zira bu kazayla berber santralin koruma sistemleri tamamıyla devreden çıkmıştır.

Santralde yaşanan küçük çaplı kazalar bu santralin sık sık kapanmasına sebep olmaktadır. 2003 yılı başlarında kapatılan santral Nisan 2003 yılında 407 MVt gücündeki Metsamor 2 blokunu yeniden devreye sokmasıyla yeniden faaliyetine başlamıştır. Diğer yandan 2004 yılı yaz ayında yaşanan küçük çaplı bir kaza da santralin birkaç ay kapalı kalmasına sebep olmuştur. Metsamor Nükleer Enerji Santrali'nin yaklaşık 4 aylık aradan sonra tekrar faaliyete geçmesi Iğdır halkı tarafından da tepkiyle karşılanmıştır.

AB kaynaklarına göre Ermenistan MNS dünyadaki en tehlikeli santraller içerisinde yer almaktadır. Ermenistan Avrupa Konseyine üye olurken 2004 yılına kadar bu santrali kapatma sözü vermiştir. Ancak Ermenistan şimdi santrali kapatmak bir yana en az 2016 yılına kadar çalıştıracaklarını ifade etmektedirler. Diğer yandan Ermenistan bazı şartlar altında santrali kapatabileceklerini de açıklamıştır. Ermenistan Parlamento Başkanı Ovanes Ovenasyan AB Parlamenterleri ile Erivan’da görüşmesi sırasında yapmış olduğu açıklamada Avrupa Konseyi’ne bu yönde söz vermiş olmalarına rağmen bunu yapmak zorunda olmadıklarını bildirmiştir. Diğer yandan Ovenasyan “bazı şartlar altında santrali kapatabileceklerini” de ifade etmiştir. Ovenasyan’a göre; “öncelikle AB Ermenistan ile İran arasında yapımı süren doğalgaz boru hattına yardımda bulunmalıdır. Diğer şart olarak da Azerbaycan ve Türkiye Ermenistan’a uyguladıkları ambargoyu sona erdirerek sınırlarını açmalıdır.” Görüldüğü gibi Ermenistan Metsamor’u bir şantaj unsuru olarak kullanmakta ve santralle hiç alakası olmayan şartlar ileri sürmektedir.

Bütün dünya Ermenistan’ın Metsamor Nükleer Santralini kapatmasını beklerken Ermenistan yeni Nükleer Santral inşaasını da tartışmaktadır. Ermenistan’ın Başbakanlık nezdindeki Enerjinin Düzenlenmesi Komisyonu şimdi ülkede yeni bir Nükleer Santralin inşasını müzakere etmektedir. Komisyon Başkan Yardımcısı Nikolay Grigoryan’ın açıklamalarına göre yeni bir santralin inşası Rus teknolojisi kullanıldığı takdirde 600-700 milyon dolar ve Batı teknolojisi kullanılması durumunda ise 1 milyar dolar ile 1,2 milyar dolar arasında değişen bir rakama mal olabileceğini ifade etmiştir.

Ermenistan Enerji Bakanı Gagik Martirosya’a istinaden verilen haberlerde yeni santral Metsamor’un yanında yani Türkiye sınırında ve deprem bölgesinde inşaa edilmesi planlanmaktadır. Metsamor NS dünyada belirli bir süre kapatıldıktan sonra yeniden kullanıma açılan ilk santral durumundadır. Bu sebeple de böyle bir durumda santrallerin ne kadar dayanıklı olabilecekleri bilinmemektedir.

Ermeni yazar Tigranyan o dönemde (SSCB) Kafkasya’daki zengin petrol ve gaz kaynaklarına rağmen Ermenistan’da neden petrol ve/veya doğal gaz boru hatları yapılmayıp yerine bölge için son derece tehlike arz eden nükleer santral yapılmasının sebebinin bugüne kadar anlaşılmadığını belirtmektedir.

Deprem Bölgesinde Nükleer Santral

Ermenistan’ın merkez üssü Spitak bölgesinde meydana gelen ve 25 bin kişinin ölümüne sebep olan depremden sonra 1988 yılında santral kapatılmıştır. Yeni bir depremi daha kaldıramayacak nitelikte olan Metsamor Nükleer Santrali başta Ermenistan’ın kendisi olmak üzere Türkiye ve diğer bölge ülkeleri için taşıdığı bütün risklere rağmen santralin ikinci bloku 1996 yılında yeniden devreye sokulmuştur.

Metsamor Nükleer Santrali'nin kurulma aşamasında Sovyet bilim adamları o dönemin baskıcı rejimi içerisinde olmalarına rağmen bu santralin Ağrı dağı fay hattı üzerinde bulunması sebebiyle yapılmasına karşı çıkmışlardır. Yine aynı şekilde bu santralin bölgedeki yer altı su kaynaklarına radyasyon sızdırması ihtimalini de o dönemde gündeme getirmişlerdi. Ancak, merkezi planlama ile yürütülen ve insan hayatına gereğince önem vermeyen Sovyet bürokrasisi tüm bu eleştirilere kulak tıkayarak bu santrali yapmıştır.

Mevcut eski Sovyet nükleer santral teknolojilerinin en eskileri ile inşaa edilen ve teknik olanakları itibariyle oldukça eski ve yetersiz olan Metsamor santrali teknik yetersizliklerinin yanı sıra birinci dereceli deprem bölgesinde olması sebebiyle tehlike arz etmektedir. Zira, bilindiği gibi Ermenistan, 1988 yılında çok büyük bir deprem geçirmiş ve binlerce kişinin öldüğü bu depremde nükleer santral de ciddi derecede zarar görerek uzun süre kullanım dışı kalmıştır. Ancak, Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesiyle yaşanan savaş, ülkenin gittikçe fakirleşmesi ve ülkede artan enerji ihtiyacı Erivan'ı yeniden bu santrali açmaya yöneltmiş ve tüm bölge için bir felaket potansiyeli taşıyan, 1989 yılında kapatılan Metsamor Nükleer Santrali, 1995 yılında yeniden kullanıma açılmıştır.

7 Aralık 1988 yılında Spitak bölgesinde yaşanan depremin ardından büyük zarar gören santral bu halde 3 ay daha çalıştırılmış ve bölgede yaşayan Ermenilerin yapmış olduğu yoğun gösteriler üzerine depremden ancak 3 ay sonra Ocak 1989’da kapatılmıştır. Dünyada ilk defa kapatıldıktan sonra yeniden açılan ve kullanılmaya başlayan santral olma özelliğini de taşıyan Metsamor Santrali’nin birinci bloğu depremde zarar görmesi sebebiyle kapatılmış ve daha sonra yapılan tamirlerden sonra da kullanılamayacak durumda olan santral bir daha açılmamıştır. Ancak santralin ikinci bloku depremin bütün yıkıcı etkilerini taşımasına rağmen 1995 yılında yeniden kullanıma açılmıştır.

Sürekli deprem hattında bulunan Ermenistan'da santralin bulunduğu bölge olan Garni bölgesi Ermenistan Deprem Araştırmaları Merkezi verilerine göre Richter ölçeğinde 5.5 ve 7.5 şiddetindeki depremlerin her an yaşanabileceği bir bölgedir. Her ne kadar Ermenistan yetkilileri santralin daha büyük şiddetteki depremlere dayanıklı olduğunu bildirseler de eski teknoloji ürünü olan ve 1988 depreminde büyük zarar görerek yaklaşık 6 yıl kapalı kaldıktan sonra yeniden kullanıma açılan bu santralin ne kadar büyüklükteki bir depreme dayanıklı olabileceğini kimse bilmemektedir.

Nükleer Kazalardan Nasıl Korunulur?

Metsamor Nükleer Santrali’nde deprem veya başka bir sebeple büyük bir kaza meydana gelmesi durumunda bu kazadan Iğdır halkının kurtulma ihtimali oldukça azdır. Ancak daha düşük dozlu bir kaza veya sızıntı olması durumunda yapılması gerekenler şunlardır:

Bilindiği üzere, nükleer kaza etkileri mesafeye bağlı olarak değişmektedir. Metsamor Nükleer Santrali sınırımıza sadece 16 km. uzaklıktadır. Sonuçların hesaplanmasında pek çok formülasyon eşzamanlı kulanılmakta, kazanın gelişiminden başlayarak öncelikle etrafa yayılabilecek radyoaktif madde miktarı hesaplanmakta, atmosferik dağılım modelleri kullanılarak meteorolojik parametrelere bağlı radyoaktif bulut/bulutların hareketi simüle edilmekte, hareket boyunca, radyoaktif bozunma olmakta, yeni radyoaktif ürünler oluşmakta, aktivite değişmekte, yağış ve hava durumuna göre hava/toprakta birikim olmaktadır. Sonuç olarak, radyoaktif bulutun geçtiği bölgeler boyunca, zamana bağlı olarak radyoaktif maddenin birikimi ve buna bağlı çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkiler hesaplanmaktadır.

Eğer rüzgar bize doğru esiyorsa radyoaktif maddeler sınırımıza girer. Vatandaşlar, öncelikle evlerine girip, kapılarını, camlarını naylonla sızdırmaz şekilde kapatmalılar. Olabilecek havalandırmalar kapatılmalıdır. Mahalli gıdalar sebze-meyveler yenmemelidir. Eğer otlaklarda, kırsal kesimde hayvan varsa içeriye alınmalı ve kuru otla beslenmelidir. Yerel yöneticilerden gelecek 'Çıkabilirsiniz ya da çıkamazsınız' talimatı beklenmelidir. Eğer salınım anından 6-7 saat içinde öğrenilirse halka iyot tabletleri dağıtılır. Troid bezinin radyoaktif iyot alması önlenir, böylece kanser riski azaltılmış olur. 30 km. 100 km'ye kadar arazinin topografyasına bağlı olarak etki görülebilir. İlk birkaç günde yapılması gerekenler bunlardır. Daha sonra suların ve toprağın ölçülmesi gerekir. Tabi bütün bu önlemler ancak küçük çaplı sızıntılar için geçerlidir. Güçlü bir depremle yerle bir olacak Metsamor’da yaşanacak bir kazadan sonra Iğdır halkının son duasını etmekten başka bir çaresi bulunmamaktadır.

Uçan Atom Bomba

Ardından Ermenistan’ın Rusya’dan aldığı uranyumun parasını ödeyemediği için yaklaşık 40 milyon dolar civarındaki borcuna karşılık 2003 yılında Metsamor hisseleri RAO EES şirketine devredilmiştir. Ermenistan’ın Azerbaycan ile savaş halinde olması ve diğer komşusu Gürcistan’da ise yaşanan Gürcü-Abhaz sorunundan dolayı da Gürcistan üzerinden Rusya’yı Ermenistan’a bağlayan kara ve demiryollarının kapalı olması sebebiyle Metsamor Nükleer Santrali’nde kullanılan nükleer yakıtlar Rusya'dan hava yoluyla Ermenistan’a getirilmektedir. Uranyum taşıyan uçaklar Erivan’daki sivil havaalanlarına inmektedirler.

AB delegasyonu üyesi Alexis Luber bu konu ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamada, nükleer yakıtın havayoluyla naklinden oldukça rahatsız olduklarını belirtmiştir. Luber, bu nükleer yakıt taşınmasını “uçan atom bomba” olarak tanımlamıştır. Ancak, Ermenistan yetkilileri bu görüşe katılmamakta ve bunda bir tehlike görmemektedirler. Diğer yandan yakıtın taşınması sorumluluğunun tamamıyla Rusya’da olduğunu belirtmektedirler.

Bu çerçevede İran’dan gelecek yeni bir gaz boru hattı finanse edilecek ve bir dizi hidroelektrik santrali geliştirilecekti. AB’nin Erivan’daki Temsilcisi Alexis Louber, Erivan’dan santralin ne zaman kapanacağına dair kesin bir tarih alıncaya kadar yardımın askıda kalacağını söyledi.

Askeri Açıdan Metsamor

Bugün İran’ın nükleer santral yapımına karşı çıkılmasının en büyük sebeplerinden birisi İran’ın ilerde santrallerde kullanılan zenginleştirilmiş uranyumdan nükleer silahlar elde etme olasılığıdır. Bu sebeple ABD ve İsrail İran’ın nükleer silah elde etme olanağını her ne pahasına olursa olsun durduracaklarını açıkça ifade etmektedirler. Oysa gözden kaçan husus Ermenistan’ın da yıllardır kullandığı Metsamor santralinden bu türden nükleer silahlar elde itme imkanıdır. Diğer yandan her türlü teröristlerin bir baskınla veya diğer yollarla da olsa Ermenistan’dan her zaman zenginleştirilmiş uranyum elde etmek imkanları mevcuttur.

Bu sebeple Ermenistan’ın sahip olduğu santral bir kaza yaşanması olasılığının yanısıra elde edilecek nükleer silahlarla başta Türkiye ve Azerbaycan olmak üzere hatta bölge dışı ülkelerin de güvenliği de tehlike altındadır. Zira ABD’ye karşı yapılacak bir terör saldırısı için en kolay elde edilecek zenginleştirilmiş uranyum kaynağı Ermenistan’dır ve bu ülke Metsamor Nükleer Santrali ile bölge ve dünya güvenliği için tehlike oluşturmaktadır.

Avrupa Birliği’nin Metsamor’un Kapatılmasına Yönelik Politikaları

Ermenistan 25 Ocak 2001 tarihinde Avrupa Konseyi’ne üye olurken, Metsamor Nükleer Santralinin kapatılması şartı ortaya konmuştur. Ancak, bu taahüde rağmen Ermenistan hükümeti bu yönde çalışmalara başlamamış, ülkede yaşanan elektrik sıkıntısını bahane ederek, santralin elektrik üretim gücünü daha da arttırmaya çalışmıştır. Avrupa Birliği santralin kapatılması sonucunda Ermenistan’ın enerji sıkıntısını gidermek ve santralin kapatılması için altyapı çalışmalarına başlamak amacıyla 100 milyon Euro verilmesini kararlaştırmıştır. Ancak, Ermenistan hükümeti bu miktarı yetersiz bulmuş ve AB’den bir milyar Euro talep etmiştir. AB ise Ermenistan hükümetinin bu yöndeki çalışmalarını yetersiz bulduklarından dolayı, Ermenistan’a verilmesi öngörülen 100 milyon Euro’yu belirsiz bir süre için askıya almıştır.

Avrupa Birliği’nin Ermenistan temsilcisi, İngiltere’nin Erivan Büyükelçisi Timothy Marschall Jones, Space Daily dergisinde 6 Mart 2002 tarihinde yayınlanan açıklamasında: “Olası büyük bir depremde Metzamor Nükleer Santrali paramparça olacak ve meydana gelecek nükleer kıyamette, tüm canlılar yok olacak. Ermenistan verdiği sözleri tutmalı ve santrali kapatmalı'.

Ermenistan'da görev yapan İtalya Büyükelçisi Paulo Adrea Trabalza olası bir depremde bölgede kimsenin kurtulamayacağını ifade ediyor

Ermenistan Savunma Bakanı Serj Sarkisyan Ermenistan’ı Metsamor Nükleer Santrali konusunda destekleyen yegane ülkenin Rusya Federasyonu olduğunu belirterek bir nevi dolaylı da olsa bütün dünyanın bu santrale karşı olduğunu itiraf etmiştir.

Metsamor Nükleer Santrali sadece Kars, Ağrı, Iğdır, Erivan ve Nahçıvan’ın değil, tüm bölge ülkelerinin sorunudur.

Ermeniler de Metsamor’a Karşı

Ermenistan Yeşiller Haraketi lideri Akop Sanarasyan göre Metsamor Nükleer Santrali çevre için son derece zararlıdır ve Ermenistan hükümeti yetkililerinin santralin en az 14 yıl daha çalışabilir sözlerinin aksine en fazla bir bile çalıştırılmaması gerektiğini ileri sürmektedir. Batılı Yeşillerin ve çevreci gruplarla, uzmanların da kendisiyle aynı görüşte olduğunu belirten Sanarasyan, Batılı çevrecilerden farklı olarak Ermenistan’daki anti-demokratik ortamı da dikkate alarak santralin kapatılmasına yönelik ciddi girişimlerde bulunamamaktadırlar.

Santralin Türkiye'ye Etkileri

Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan nükleer bombadan etkilenen insanlar üzerinde yapılan araştırmalara göre, radyasyona maruz kalanların gizli hastalık evreleri geçirdikleri ve bunun sonuçlarının yaklaşık 5-30 yıl sonra ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Nitekim, Çernobil faciasının Doğu Karadeniz halkı üzerindeki etkileri ancak 18 yıl sonra görülmeye başlamıştır. Şimdi Iğdır ve civar bölgelerde yaşayan halkın yıllarca Metsamor Nükleer Santrali’nden yaşanan sızıntılar sebebiyle nasıl bir etkiye maruz kaldığını kimse bilmemektedir.

Şu ana kadar kesin araştırmalar yapılmamış olmakla beraber bölgede yapmış olduğumuz incelemelerde sınır bölgelerinde bitki örtüsünde meydana gelen kurumaların, hayvanlarda artan sakat doğumların, insanlarda kanser, sakat doğum ve ölü doğum ile çocuk ölümlerinde meydana gelen artışların Metsamor Nükleer Santrali sebebiyle ortaya çıktığı apaçık ortadadır. Zira, yukarıda da bahsedildiği gibi Metsamor Nükleer Santrali insanlar üzerinde etki gösterecek 5 yıl sınırını aşmış bulunmaktadır. Yukarıda bahsi geçen hastalıkların bundan sonra Iğdır'da sıkça rastlanılacağı,  bu hastalıkların artış oranlarının giderek artan tempoda olacağı beklenen bir gelişmedir.

Metsamor Nükleer Santrali'nin Iğdır'a zararı sadece sızıntılar ile değildir. 2005 yılı içerisinde teknik ömrünü tamamlayacak olan santralde her an bir kaza yaşanabilir veya deprem veya diğer sebeplerle patlamalar olabilir. Böyle bir hadisenin yaşanması durumunda Türkiye'nin doğu ve güney doğu bölgesi ciddi şekilde zarar görebilir. Santrale en yakın yerleşim birimi olan Iğdır ise tamamen yeryüzünden silinebilir. Bu tehlike aynı şekilde göçlerle nüfusunun yaklaşık yarsını kaybeden Ermenistan halkının da sonu olabilir. Dolayısıyla bu santralin kapatılması için yapılacak çalışmalara büyük bir tehlike içinde olan Ermenistan halkının ve Sivil Toplum Kuruluşlarının da katılması son derece önemlidir.

Metsamor Nükleer Santrali'nin şu ana kadar bölgeye ne gibi etkiler bıraktığı ve bundan sonra hangi tehlikelerin beklenebileceği hususu bilinmemektedir. Bölgede yaptığımız incelemelerde bu konuda ciddi bir çalışmanın yapılmadığı görülmüştür. Aslında bu konuda yapılabilecekler tek başına devletten beklenmemelidir. Elbette ki, devlette bütün kurum ve kuruluşları ile gerekli incelemeli yürütmelidir. Bu konuda Iğdır halkının üzerine de ciddi görevler düşmektedir. Özellikle çevrelerinde gördükleri insanlarda ortaya çıkan hastalıkları, kanser vakalarını, sakat ve ölü doğumları mutlaka ilgili mercilere müracaat ederek kayıt altına almak gerekmektedir. Diğer yandan aynı şekilde çiftçimiz ve köylümüz de bitki örtüsünde ortaya çıkan değişmeleri fotoğraflayarak, hayvan doğumlarında yaşanan anormallikleri fotoğraflarla belgeleyerek ve yetkililere bildirerek mutlaka kayıt altına almak gerekmektedir. Zira, bu konuda ileride Avrupa Birliği'ne müracaatlarda, Avrupa İnsan hakları Mahkemelerine açılacak davalarda bu kanıtlar son derece önem taşıyacaktır.

Sürekli depremlerin olduğu bölgede santralin orta şiddetteki bir depreme dayanamayacağı uzmanlar tarafından ifade edilmektedir. Santralin tehlikeli olmasını dikkate alarak Avrupa Konseyi de Ermenistan'ı santrali kapatması için defalarca uyarmıştır. Bir deprem veya başka bir sebeple kaza geçirmesi durumunda santral Ermenistan, Nahçivan, İran, Azerbaycan ve Gürcistan'a ve Türkiye'nin Doğu Anadolu bölgesine büyük zarar verecektir. Türkiye sınırındaki bu santralden sadece 16 km uzaklıkta olan Iğdır şehri ise bir kaza anında ortadan silinme tehlikesi ile karşı karşıyadır.

(Bu yazı Sinan OĞAN'ın Metsamor ile ilgili araştırmalarından derlenmiştir.) 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.